
Kabuk
Cephedeki dikey ahşap kanatlar, günün saatine göre içeriye giren ışığın açısını değiştiriyor. Sokaktan bakıldığında ev kapalı; içeriden bakıldığında hiçbir şey engellenmemiş. Mahremiyet perdeyle değil, geometriyle çözülmüş.
Görmeden önce,
hissedilir.
Şehir uzakta,
ufuk hemen burada.
Burada duvarlar değil,
mesafeler tasarlandı.
Işık bir dekor değil;
taşıyıcı bir malzeme.
Tek damardan taş.
Sokağa kapalı,
gökyüzüne açık.
Güneşi içeri almadan önce
tarayan bir kabuk.
Tek damardan taş,
tek tondan meşe.
Günün başladığı
ve bittiği oda.
Her kapının ardında
aynı özenin devamı.
Detay, göze çarpmadığında
mükemmeldir.
Sonra gün çekilir.
Ev, karanlıkta
kendini çizer.
Işık artık dışarıda değil,
içeride.
Gün biter.
Işık çekilir.
Renk susar.
Ev kalır.
Bir evin gerçek ölçüsü,
ışıklar söndükten sonra
geriye bıraktığı histir.
Kavisli ahşap kafes cephenin ardında, gün ışığını saatine göre süzen bir kabuk var. İçeride taş tek bir damardan, meşe tek bir tondan seçildi. Heykelsi merdiven iki katı birbirine bağlamıyor — birbirine dönüştürüyor. Bu ev dikkat çekmek için değil, hatırlanmak için tasarlandı.














Cephedeki dikey ahşap kanatlar, günün saatine göre içeriye giren ışığın açısını değiştiriyor. Sokaktan bakıldığında ev kapalı; içeriden bakıldığında hiçbir şey engellenmemiş. Mahremiyet perdeyle değil, geometriyle çözülmüş.

Merdiven bir bağlantı elemanı değil, mekânın kendisi. Tek parça gibi dökülmüş kavis, iki katı ayrı hacimler olmaktan çıkarıp tek bir hacmin iki seviyesine dönüştürüyor. Hiçbir noktada korkuluk ekleme gibi durmuyor.

Taş, meşe, sıva ve cam. Dört malzeme, bütün ev. Hiçbir yüzeyde ikinci bir ton yok; fark yalnızca ışığın düşme açısından geliyor. Bu yüzden ev sabah, öğlen ve akşam üç ayrı ev gibi görünüyor.
Aydınlatma dört ayrı senaryo üzerine kurulu: karşılama, yaşam, dinlenme ve tam karanlık. Her senaryo tek dokunuşla değişiyor; ev, günün hangi saatinde olduğunu kendisi biliyor.



Gösterim yalnızca randevu ile yapılıyor. Uygun bir saat bırakın, evi gün ışığında ve karanlıkta iki kez gezdirelim.